16 Kasım 2007 Cuma

MANEVİ KANSER- TOPLUMSAL GAFLET

Gününü gün etme felsefesi: Gaflet

Gaflet hali, bireyin, Allah ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da bu konuda bilgisi olduğu halde, bu bilginin gerektirdiği şuur ve sorumluluğu göstermemesi, kayıtsız ve duyarsız bir tavır takınmasıdır. Gaflet durumu inanan kimseler için kısa süreli, geçici bir unutma hali ya da dalgınlık halinde olabildiği gibi, kimi zaman da Allah'a iman etmeyen ya da O'na ortak koşanlarda olduğu gibi yaşamının bütününü kaplayacak biçimde olabilmektedir.

Pek çok insan maalesef, yaratılma, dünyaya gelme amaçlarını düşünmeden boş işlerle uğraşarak sonsuz geleceğini heba etmekte, sadece yaşadığı anın tadını ve zevkini çıkarma arzusu duymaktadır. Ölümü bir nihayet ve bitim olarak algılamakta ve gününü gün etme sevdasına dalmaktadır. Ölümün yeni ve sonsuza açılan bir başlangıç olduğunun bilincinde değildir.

"Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: ‘Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?’ diye sorarlar." (Mülk Suresi, 7-8)"

İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır. Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ileride öğrenecekler." (Hicr Suresi, 2-3)

Maalesef, modern hayatın insanlığa sunmuş olduğu kolaylıklar, imkanlar, konfor ve refah seviyesine rağmen insanoğlu, buhranlar anaforunda çırpınmaktadır.

Allah, insanı fıtraten iki tür gıdaya muhtaç olarak yaratmıştır. Birincisi bedeni ihtiyaçlar diyebileceğimiz, diğer canlılarda da olan yeme içme, uyku gibi ihtiyaçlardır. Diğeri ise ruhi ihtiyaçlar diye sınıflandıracağımız, inanmak, sevmek-sevilmek gibi manevi türdeki ihtiyaçlardır.

Modern yaşam insanı; ev, iş, tatil cenderisine sıkıştırmış, adeta programlanmış bir robot konumuna getirmiştir. Ruhun gıdası olan maneviyatı, manevi değerleri göz ardı eden bu yaklaşım, insanı adeta -eski insanların tabiriyle- ‘meyyit-i müteharrik’ yani ‘yürüyen ölüler’ haline getirmiştir. Maneviyat ehli, gafleti ‘manevi kansere’ benzetir. Tedavi edilmez ise kişinin ve toplumun manevi hayatını sona erdirir ve tamamen benmerkezci, fırsatçı, egoist ve saldırgan bir karaktere dönüşerek salgın hatalık gibi bütün topluma yayılır. Arzuların tavanı yoktur!

Hiç bir ekonomik kriter insanı tek başına mutlu kılmaya yetmez. Aksine ruhen tekamülünü tamamlayamayan insanlardan oluşmuş toplumlar, histeri nöbetine tutulmuş bir insan gibi sadece şahsi menfaat konusunda hassasiyet gösterir hale gelir. Çünkü insan, manen tatmin olmaz ise yani kanaat duygusu gelişmezse, sürekli daha fazlasını isteyecek ve bu isteklerde hiçbir kıstası dikkate almayacaktır. Onun için evliyaullah ‘nefsin tavanı yoktur’ buyurarak, bu husustaki büyük tehlikeye dikkat çekmişlerdir.

Öte yandan yarattığı kullardaki zafiyet noktalarını çok iyi bilen Hz. Allah (cc): "Kalpler ancak Allah'ı zikir ile tatmin olur." (Ra’d;28) buyurarak, hakiki çözüm yollarını ve reçeteleri kullarına bildirmektedir. Bugün en fazla suç oranının gelişmiş ülkeler diye ifade edilen Batı ülkelerinde olması ve en fazla intihar vakasına zengin, maddi imkanlar açısından herhangi bir sıkıntısı olmayan insanlar arasında rastlanması, ibret verici bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Modern insanın hastalıkları

Gaflet, Allah'ı ve ahiret gününü unutmuş insanları çepeçevre sarmış sinsi bir hastalık gibidir. Bu, insanın zihnini uyuşturan, aklını örten bir hastalıktır. Bu uyuşukluk ve şuursuzluk içinde insan, kendisini kuşatan ve bekleyen gerçeklerin farkına varamaz. Bu nedenle gaflet halindeki insanlar görebilme, duyabilme gibi duyulara sahip olmalarına rağmen, gördüklerini ve duyduklarını değerlendirme, muhakeme etme yeteneğini kaybetmişlerdir. Çünkü kendilerini saran gaflet akıllarını örtmüştür. Gaflet içindeki insanlar tüm zamanlarını nefislerinin sınırsız isteklerini tatmin etmek için sarf ederler, başka bir şey düşünmezler. İstek ve tutkularını, tüm benliklerini adadıkları birer ‘ilah’ edinmişlerdir. Onların durumu Kur’an'da şöyle bildirilir: “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.” (Furkan Suresi, 43-44)

Modern yaşam insanın iç dünyasını, çevreyi ve dışımızdaki canlıları ihmal etmiş, bunun tabii bir neticesi olarak da insanlarda kalp gibi, ülser gibi strese bağlı hastalıklarda patlama yaşanmıştır. Ruhen gelişimini tamamlayamamış, bu sebeple insani münasebetleri fayda-çıkar mertebesine indirmiş bir toplumda, en fazla ahlaki değerler çöküntüye maruz kalmaktadır. İnsanlar arasında geçimsizlik ve hoşgörüsüzlük artmakta, bu müessif durum da en başta toplumun en küçük yapı taşı diye tarif edilen aile mefhumunu tahrip etmekte, boşanma vakalarında ciddi artışlar olmaktadır.

Bir zamanlar huzur vardı. Atalarımızın kıt kanaat imkanlar içerisinde yaptıkları ve ruhen ulaştıkları kıvam, dost-düşman herkesin malumudur. Bu nedenle müslüman ve mübarek ecdadımız ‘kanaat bitmez tükenmez hazinedir’ demişler, karınlarını helalinden az gıdayla doyurmuşlar ve kalplerini de nur pınarlarından sulayarak dünyanın ve çevrenin kasvetinden, sıkıntılarından ruhlarını kurtarmışlardır. Hatta bu konuyla alakalı meşhur bir özdeyiş vardır. Eskilerden nüktedan bir zat ahbaplarına şöyle seslenirmiş. ‘Kardeşim eskiden kuvve-i maneviye vardı kale gibi sağlam idi, şimdi bir moral çıktı ikide bir bozuluyor!’

İnsan, ölmeden önce kendini hesaba çekmeli, dünyaya gönderilişindeki hikmet ve gayeyi araştırmalı, dolayısıyla kalbi ve ruhi ihtiyaçlarını Hz. Allah’ın gösterdiği şekilde gidermelidir. Aksi takdirde ne yaşanan manevi çöküşe engel olunabilir, ne de toplumsal bunalım ve yozlaşmaya. Manevi boşluğumuzu nasıl doldururuz?

Hiç bir maddi refah ve teknolojik gelişme, tek başına insanı mutlu etmeye yetmez. Atalarımızın da dediği gibi maneviyat kişinin bünyesi gibidir, maddiyat ise gölgesi gibidir. Nasıl ki bünye olmadan gölge olamaz ise, maneviyat olmadan da maddiyat olmaz. Yani maneviyatsız maddiyat kişiye saadet veremez.Her bir yeni gün, kişi için bir kazanç, istifade günü olmalıdır. Gaflet ile geçirilen bir an bile kişinin sonsuz yaşamda büyük kayıplar yaşamasına sebep olacaktır. Peygamber Efendimiz (sav), kızı Fatıma (r.anha) okuması için aşağıdaki duayı öğretiyor: “Ya Hayyu, Ya Kayyum! Rahmetinden medet umarım. Bütün halimi düzelt. Beni göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa, nefsimle başbaşa bırakma.” (Nesai, Bezzar, Hakim)

Gafil insan

Gaflet içindeki insanların çoğu, Allah'ın varlığını bilmekle beraber, O'na kesin bir bilgiyle iman etmez ve teslim olmazlar. Bu nedenle yaşamda karşılaştıkları tüm zorluklarda, tevekkül edemezler, olaylardan acı duyarak karamsar ve mutsuz olurlar. Gaflet içindeki insanların zihinleri, hayaller ve hatıralarla yoğun bir şekilde meşguldür. Herşeyden ötesi de ahiret günü, cennet ve cehennem gibi önemli gerçekleri göz ardı ederler. Allah ile sanki irtibatları yokmuş gibi davranırlar. Gafil insan, gerçekleri algılamak yerine oluşturduğu hayallerle zamanını geçirir.

Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetinde örnekleri aktarılan gerçek imandan, mümin özelliklerinden tamamen uzak ve habersizdirler. Onların bu durumu Kur’an'da şöyle bildirilmektedir:“Ne zaman onlara: ‘Allah'ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara; 170) “Onlara; ‘Allah'ın indirdiklerine uyun’ denildiğinde, derler ki; ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)?” (Lokman; 21)

Ayetlerde açıkça bildirildiği gibi, bu insanlar Allah'ın emir ve yasaklarını Kuran'da emredildiği şekilde uygulamazlar. Atalarının izinden giderler. Ayetlerden bu tür kimselerin, doğru yoldan sapmış, şeytanın peşine düşmüş ve cehennem azabına doğru sürüklenen kimseler oldukları anlaşılmaktadır. ‘

Hak Din’ diye yoldan sapanlar

Bu insanlar atalarının dinini Allah'ın dinine, geleneklerini Allah'ın Kitabı olan Kuran'a tercih ettikleri için büyük bir şirk içindedirler. Bağnazlık ve taassupları, enaniyet ve akılsızlıkları nedeniyle şeytan bu kişileri dinlerinde yanıltmış, onların doğru yolları üzerine oturmuş ve İslam adına çarpık bir din anlayışı benimsemelerine neden olmuştur. Gaflete kapılmak, helake sürüklenmenin ana sebeplerinden biridir.

Gaflet içindeki insan, herşeyin yolunda olduğunu, yaşam tarzının en uygun biçimde olduğu rahatlığını duyarak, toz pembe bir hayat yaşadığını zannına kapılabilir. Herşeyin bilinç ve şuurunda olduğunu ve herşeyi doğru yaptığını düşünmesi, bunun en bariz göstergesidir. Ancak bu gaflet durumu, ahiret günü Allah'ın huzurunda sona erecektir."Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf; 22)

Bu durumda insan, gaflet halinin bulunduğu tozpembe dünya hayatında sürekli yüz çevirdiği, inanmamakta direndiği gerçekleri, açıkça görmeye başlayacaktır. Daha önce kendisine haber verilen, ancak hiç inanmadığı ve dikkate almadığı cehennem azabı ile karşılaşır. O gün yok olmayı ya da dünya hayatına dönüp Allah rızasını kazanacak şekilde yaşamayı ister. Ancak, kendisi için sonsuz cehennem halkı arasında olmaktan ve sonsuz bir azaptan başka, 'varılıp karar kılınacak bir yer bulunmaz. Kuran'da kıyamet günü ve hiçbir yere kaçışın olamayacağının bildirildiği ayetler şöyledir:Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştirildiği zaman; insan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin katıdır. (Kıyamet Suresi, 7-12)

Çözüm dedir? Bu nedenle inanmayan ve inkar edenlerin büyük bir korku, çaresizlik ve pişmanlık yaşayacağı kıyamet günüyle karşılaşmadan önce, her insanın içinde bulunduğu durum ve şartları bir kez daha gözden geçirerek, değerlendirme yapması, kendi durumunu samimi bir şekilde gözden geçirmesi şarttır. Şuuru kapatarak, insanı hayvanlardan aşağı bir canlı türüne dönüştüren gaflet belasına karşı, samimi bir kalple Allah'a yönelmek, sürekli Allah'ı anmak ve Rabbimizin gönderdiği Kitap olan Kuran'a tam tabi olmak gerekir.

Gaflette bulunmadığını ve gaflete düşme ihtimalinin bulunmadığını düşünerek kendini bu durumdan uzak görmek yapılabilecek en büyük hatalardandır. Çünkü bu durum kişinin gaflet hastalığına her an yakalanabileceğinin bir göstergesidir. Şeytan hiç durmadan, en küçük fırsatı bile değerlendirmekten kaçınmayarak, insanı gafletin içine sokmaya ve kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemeye çalışmaktadır.

İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanın peşine düşer. Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (Hac Suresi, 3-4)

Görülmektedir ki gaflet, her insanı hiçbir ortam ve şart gözetmeden, şeytanın ve nefsin telkinleriyle sarıp kuşatmaya çalışmaktadır. Her an şeytan ve nefs boş durmadan kişiyi gaflete yöneltmeye ve doğrulardan uzaklaştırmaya çalışır. Ancak gaflet yalnızca gaflet içinde kalmak isteyenlerin peşini bırakmaz. Gaflet içinde kalmaya, şeytanın dostu olmaya razı olmayan vicdanlı kimseler için ise kurtuluş yolu her zaman açıktır.

Allah gafletten kurtulmanın yollarını Kuran'da ayrıntılı olarak bildirmiştir. Allah'ı sürekli anmak, O'na yönelmek, O'ndan korkup gazabından sakınmak ve her an O'nun rızasını aramak gafleti yok eder, insanı üstün bir şuura, akla ve imana kavuşturur. O halde, samimi bir biçimde Allah'a yönelip dönen bir kimse hiçbir şey için geç kalmış değildir. Kalplerin Allah’ı anmakla huzura kavuşacağı bilgisi de gafletten kurtuluşun en has çaresi olmalıdır.“Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (Kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.” (İsra Suresi, 25)

“İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.” (Enbiya Suresi, 1-2)

Yalkın Tuncay

Hiç yorum yok: