KALP TEMİZLİĞİ, AHLAKİ TEKAMÜL VE NAMAZ İLİŞKİSİ
Kalp, kişide gözle görülemeyen özel bir kuvvettir. Diğer bir ifadeyle gönülden bahsediyoruz. Bedenimizdeki tüm organlar gönül diye bildiğimiz kalbin emri altında toplanmıştır. İnanan da, inanmayan da, ahlaklı olan da, ahlaksız olan da kalbin ta kendisidir.
İşte bu nedenle kalbin temizlenmesi ve ardından da bu temizliğin sürekli hale getirilmesi şarttır. Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede lazımdır. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefis, haramları ve yanlışlara meyleder. Bu yüzden haram ve mekruhlardan, yapılması uygun olmayan davranışlardan kaçınmak gerekmektedir. Mücahede ise nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyi olanı ve ibadeti yapmak istemez. Bunun için de iyilikleri çoğaltarak ve ibadet ederek kalbi temizlemekten başka çare yoktur.
Günahlar kalbi karartır. Diğer yandan da farzların yerine getirilmemesi, ibadetlerin aksatılması da günahlara karşı müminlerin dayanıklılığını azaltmaktadır. En önemli farz ibadeti namazdır. Namazın farziyeti açıkça Kuran-ı Kerimde bildirilmiştir. Dolayısıyla namazı küçümseyerek sen kalbime bak tarzı yaklaşımlar eksik ve hatalıdır. Çünkü kalbin durumu yapılan iyilik, ibadet ve farzların yerine getirilmesiyle belirlenir. Üstelik günahlar içindeyken bile sadece kalbime bak, bu yeterli demek yanlıştır.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: ‘Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalp, kapkara olur.’ (Harâiti) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini severek yapmaktır. Kalp, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan bir kalp ölmüş demektir. Kalpte, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur.
Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalpten dünya sevgisi çıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalp kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu suyu çıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalp de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, başka her şeyi temizlemek lazımdır. Bir kalpte iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kur'an-ı kerimde, ‘Allah, insanın içinde iki kalp yaratmamıştır.’ buyuruluyor. (Ahzab 4)
Hadika'da buyuruluyor ki: Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Kendini ve Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz (S.A.V.) ‘Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur.’ buyuruyor. (Bezzar) Kalbin Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası temizlemek lazımdır. Temizleyicilerin en iyisi sünnet-i seniyyeye uymaktır. Sünnet-i seniyyeye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini yok eder.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyor ki: ‘Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.’ (Taberani) ‘Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.’ (Ebu Nuaym) ‘Namaz dinin direğidir, namazı terk eden dinini yıkmış olur.’ (Beyheki)
Peygamberimiz (S.A.V.), “Kim sabah namazını kılarsa, Allah’ın garantisi altındadır” (Kütüb-i Sitte) Allah (c.c.), Kur'ân-ı Kerim'de: "... Muhakkak namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor." (Ankebût, 45) buyuruyor.
Görülüyor ki, namaz kişiyi kötülüklerden uzak tutarak, ahlaki anlamda kişiyi yüceltiyor. Kişi namaz kılmaya devam ettiği halde ahlaki anlamda olumlu yönde gelişme göremiyorsa, bu durumun sorumlusunun kendisi olduğunu bilmelidir. Nitekim Maûn sûresinde Allah (c.c.) ".. veyl olsun o namaz kılanlara! Onlar ki kıldıkları namazdan gafildirler." (Maûn, 4-5) buyurur. Anlaşılıyor ki; namazda, insanı kötülüklerden koruyan bir kuvvet vardır. Bu kuvvet öyle bir kuvvettir ki, hakkıyla eda edilmediği zaman kul kendini günahlara karşı maalesef koruyamamaktadır.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) gözümün nuru diye ifade ettiği namaz Allahu Zül Celal’in açık bir emri olup, her durum ve şart altında mutlaka yerine getirilmelidir. Mümin namazını dosdoğru kılmaya çalışmalı, iyiliği doğruluğu kendine şiar edinirken, kötülükten kaçınmalıdır. Tüm bu koşullar yerine getirildikçe kalp üzerindeki kirler bir bir azalacak, bu sayede de namazın hikmeti ve sonuçları yaşanabilecektir. Rasulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: ‘Ne dersiniz, birinizin kapısı önünde bir nehir olsa, o kimse bu nehirde günde beş defa yıkansa kir diye hiçbir şeyi kalır mı?’ Ashap; ‘Kir namına hiçbir şey kalmaz’ dediler. Rasulullah (S.A.V.) de ‘İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bunlar sayesinde günahları siler.’ (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)
O halde namaz ve gönül temizliği arasında birebir ilişki bulunmaktadır. Zaten Allahu Zülcelal de insanlara faydası olanı emretmiş, doğru yoldan ayıracak tüm tali yolları kapatmış ve yasaklamıştır. İşte kalp temizliği için en büyük araç bizzat Peygamber Efendimizin de (S.A.V.) uyguladığı namaz olmuştur. Kişi hakkını vererek ve dosdoğru kıldığı taktirde namazın ahlak üzerindeki değişimlerine bizzat şahit olur. Bunun için ise namazın doğru ikame edilerek, namazdan gafil olmamak gerekmektedir. Namaz bir ölçüdür. Bu ölçünün doğru ölçülmesi de doğru sonuçlar getirecektir. Allahu Zülcelal müminler hakkında; ‘Onlar ki gaybe iman edip namazı dosdoğru kılarlar’ (Bakara-3) Kıyamet günü insan, ilk olarak namazdan sorguya çekilecektir. Eğer namaz ibadeti tam olursa, diğer amellerin de namazla birlikte kabulüne vesile olacaktır inşallah. (amin)
16 Temmuz 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)