16 Kasım 2007 Cuma

HAC VE MÜMİN KARDEŞLİĞİ

Hac görevi pek çok hikmet ve faydaları içinde barındıran bir ibadettir. Bütün İslâm alemini tüm renk ve dilleriyle birarada tutan bir renk ve ses zenginliği ile doyumsuz bir maneviyata sahiptir. Farklılıkların birarada uyumlu ve aynı istikamette yol alışıdır hac. Aynı zamanda bir yola çıkış, içsel manevi bir yolculuktur.. Farklı renklerin biraraya gelerek tek bir ses vermesidir. “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” “Davetine icabet ettim. Buyur Allah’ım” nidalarıyla teslim olmuş ve aynı gönül coşkunluğuyla dile getirmededir insanlık tek bir yürek halinde. Müminler, günlük yaşamın tüm telaşelerinden ve üzüntülerinden uzakta, tam bir gönül huzuruyla Allah’a yönelme fırsatı elde etmektedirler.

Onlar gerek mallarıyla, gerekse bedenleriyle yerine getirirler görevlerini. Hac görevinin yerine getirilmesi öncelikle mümin kardeşliğini ön plana çıkarmalı, inananlar arasında paylaşma, sevme, sevilme gibi insana dönük unutulan hasletlerin ortaya çıkmasına vesile olmalıdır. Müslümanların mutlaka birbiriyle yardımlaşması, tanışması, dertleşmesi, birleşmesi, güçlü bir bağlantı ve işbirliği kurması, hatta hacıların yurda dönüşleriyle birlikte mevcut işbirliğini sürdürmesi çok önemli bir husustur.

Ümmet şuuruna ulaşma, islâm kardeşliği ve birliği fikrinin ön planda tutulduğu mümin kardeşliğinin gerekliliği ve öneminin daha iyi anlaşılması için en önemli fırsatlardan biridir hac ibadeti. Diğer yandan hac uygulamalarının sadece ferdi bir ibadet olmadığı, ruhi olduğu kadar toplumsal yönü de büyük önem arzetmektedir. Birlik ve bütünlük içerisinde olması gereken İslam dünyasının dört bir tarafından, kardeş ülkelerinin problemlerinin ayrı ayrı ele alınarak birbirlerine destek olmaları ve bu alınan kararların uygulanabilme imkanları da bulunabilmektedir. Böyle bir ortamda farklı renk, dil ve ırka mensup İslam ümmetinin tek vücud olma ve her türlü yardımlaşma ve dayanışmanın temellerini atma fırsatları doğabilmektedir. Bu noktada da şu ayetlerdeki anlam tecelli etmektedir: "İnsanları hacca davet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen çeşitli vasıtalarla sana varsınlar. Böylece onlar dünyevi ve uhrevi menfaatlerini görsünler ve belli günlerde, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken, Allah'ın adını ansınlar. Siz de onlardan yeyin, yoksula ve fakire yedirin " (el Hac, 22/27, 28).

Bu nedenledir ki Peygamber Efendimiz (SAV), müslümanların hac yapmalarına imkân doğduğu ilk sene kendisi hacca gidemeyeceği için Hz. Ebu Bekir'i (RA) hac emiri tâyin etmiştir. Ertesi yıl Veda Haccı'nda haccı bizzat kendisi idare etmiştir. Peygamber Efendimizin (SAV) vefatından sonra işbaşına gelen İslam halifeleri de onun bu uygulamasını sürdürmeye gayret etmişlerdir.
Hacda makam, rütbe ve ideolojiler ibadet sırasında önemini yitirmektedir. Milyonlarca müslüman aynı gayeye eşit olarak, yanyana aynı kıyafetlerle katılmaktadırlar. Hep birlikte yapılan güçlü dualar, bir sel coşkusuyla akmakta ve Yaradana iştiyakla yakarılmaktadır. Herkesin amaç ve hedefleri bir olduğu gibi karşılaşılan güçlükler ve şartlar da birbirine yakındır. Birlikte edilen dualar, yanyana edilen tavaflar hep İslam kardeşliğine ve birliğe birer delil olmalıdır. Kutsal mekanların ziyareti manevi yükselişe bir vesile olur, arınan ve tövbelerle temizlenen müminler manevi tadını alırlar haccın kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe…
Sabır, tahammül, güçlüklere karşı gelebilme, büyük topluluklarla beraber uyumlu davranış sergileme, aynı şeyleri yapabilme ve odaklanabilme, birlik bilinci ve mümin kardeşliği şuurunun gelişmesine bir kez daha katkıda bulunur.

Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından arınan ve tatmin olmuş bir müslüman portresi vardır karşımızda.
Efendimiz (S.A.V) “Hac Arafattır” buyurmuşlardır. (İbn-i Mâce Menasik, 57, No;3015,-2/1003 - Ebu Davud Menasik, 68, No;1949,2/599)
Diğer yandan da; “Kim Allah için hacceder de bu sırada kötü söz ve davranışlardan sakınırsa annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner” (Buhari, Sahih, Hac, 4; Müslim, Sahih, Hac, 438) buyurarak, haccın günahlara keffaret olacağını açıklamıştır.

Kesin bir arınma temizlenme ve günahlardan kurtulma yeridir Arafat.
Tüm müminler böylesine büyük bir nimetin kıymetini bilmeli ve bu hususta asla tereddüt etmemelidir. Diğer yandan, namaz, tavaf, sa’y, telbiye, zikir, vakfe, tövbe, kurban ve ihramla ilgili kurallardan oluşan yoğun bir ibadet ve taat heyecanını yaşayan mümin, dünyevi isteklerini geride bırakmıştır. Dünya anlamını yitirmekte ve küçülmektedir an be an, kalan sadece muhabbet ve birlik, vahdet şuurunun kalplere gönüllere yerleşmesidir. Anlar ki farklılıklar sadece sana bana göre, zıtlar var ancak zıtlıklar asla yok. Belirli süre içinde birlikte yaşayan, yemeklerini, sularını paylaşan insanlar kardeşliklerini bir kez daha hatırlarlar, üstünlüğün sadece takvada olduğunu farkederler.

İşte bu noktada haccın, mümine sağladığı öylesine çok katkı ve güzel hasletler var ki, bunların tüm ortamlarda anlatılması, paylaşılması ve değerlendirilmesi gerekiyor. Tüm İslam ülkeleri bu çağrıya katılmalı, desteklemeli ve anlatmalıdır. Tüm dünyada ruhu aç ve bir çıkış bekleyen milyarlarca insan var. Haccın manevi ve kardeşlik yönünü, barış ve getirdiği içsel ve dışsal açılımları ve haccın ruhunu tüm insanlığa aktaracak, idrak ettirecek ciddi çalışmalara ihtiyaç duyulmalıdır.

Bakınız bu konuda Malcolm X , yardımcılarına, yeni Müslüman camiine(mabedine), basına ve eşine hac görevini yaptığı zaman gönderdiği mektupta şunları ifade etmektedir.

‘ Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'in kutsal kitapta adı geçen tüm peygamberlerin diyarı olan kadim kutsal beldede bütün renklerin ve bütün ırklara mensup insanlar arasında görülen sarsılmaz, gerçek kardeşlik ruhunun bir eşine daha rastlamadım. Geçtiğimiz hafta, her renkten insanın bana gösterdiği canayakınlık karşısında büyülenmiştim, dilim tutulmuştu sanki……….….Dünyanın her yerinden gelen, yüzbinlerce hacı vardı. Her renkten insan vardı; mavi gözlü sarışınlardan tutunda Afrikalı karaderililere değin.……Çeşitli renklere mensup olan insanlar arasındaki samimiyetin ve gerçek kardeşliğin böylesine hiç tanık olmamıştım; birbirlerinin renklerine aldırdıkları bile yok.….İslam dünyasına geldim geleli onbir gün oluyor; o gün bugündür de gözleri maviler mavisi ve saçları sarılar sarısı ve tenleri beyazlar beyazı olan müslüman kardeşlerle -aynı Tanrıya tapındığımız için- aynı tabaktan yemekteyiz, aynı bardaktan içmekteyiz, aynı yatakta (yada aynı halıda) uyumaktayız. Ve gene, 'beyaz' müslümanların sözlerinde ve davranışlarında, tutumlarında; Nijerya'dan, Sudan'dan, Gana'dan gelen Afrikalı siyah Müslümanların gösterdikleri samimiyetin aynısını bulmaktayım.Hepimiz gerçekte kardeş gibiyiz. Çünkü bu insanların aynı tanrıya yönelen inançları; kafalarındaki tüm 'beyaz' imgeleri, davranışlarındaki tüm 'beyaz' imgeleri, tutumlarındaki tüm 'beyaz' imgeleri silip atmıştır…’

Genel itibariyle hadislerde de hacca gitmenin önemli faziletlerinden bahsedilmekte, imkanlar oluştuğu taktirde gidilmesi önemle tavsiye edilmektedir. Hatta şu ikaz kayda değerdir. Peygamber Efendimiz (SAV) buyuruyor ki:
"Arafat'tan dönüp de, ‘acaba benim günahlarım af oldu mu?’ diyen kişi, en büyük günahkardır" demektedir. Kim açık (ta görülen) bir ihtiyaç, (yolculuğuna) mani olan bir hastalık veya zalim bir hükümdar engellemediği halde haccetmezse, dilerse Yahudi, dilerse Nasrânî olarak ölsün. (Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4, (5, 113).

Görüldüğü gibi imkanlar dahilinde haccın yerine getirilmesi çok önemli bir husustur. Herşeyin ötesinde büyük fırsatlar verilmiş olup, anlaşılan odur ki bu kadar büyük önem taşıyan imkanlardan müminlerin istifade etmesi istenmiştir. Çünkü hacda, o güne kadar bilerek ya da bilmeyerek işlenen tüm günahlar silinmekte; kişinin annesinden doğduğu günkü kadar günahsız olarak döneceğinden bahsedilmektedir.

Bu şuur ve idrak içerisinde; kısa bir süre de olsa kefenlere bürünmüşcesine, dünyadan ve sahip olduklarından soyunarak ihramları giyip; madde dünyasından ve onun tüm geçici değerlerinden arınıp vahdetin kokusunu duyabilenlere ne mutlu! Ne mutlu o kimselere ki her baktıklarında Rablerini müşahede ederler. Ne mutlu onlara ki ak-kara, şu-bu ayrımı yapmadan mümin kardeşliğini idrak ederler, ne mutlu onlara!

Yalkın Tuncay, Aralık 2005

Hiç yorum yok: