18 Haziran 2007 Pazartesi

ALLAH’TAN (CC) HAKKIYLA KORKMAK VE SADIKLARLA BERABER OLMAK


‘Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya vesile arayın, O'nun yolunda cihat edin ki, mutluluğa erebilesiniz.’ (1) Allah-u Zülcelal bu ayeti kerimesinde kendisinden korkmamızı ve O’na yaklaşmak üzere sebeplere dayanmamızı emrediyor.

O Allah (CC) ki, kalplerde gizli ve açık olanı bilendir. Nefsinin insana ne tür vesvese ve oyunlar oynadığından haberdardır. ‘And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.’ (2) buyuran Allah-u Zülcelal’in bizlere yakınlığı bu durumdayken, O’ndan gaflette bulunmamız büyük hatadır. Gerek nefs, gerekse şeytan, imtihan dünyasında insanı aldatmaya, özellikle de Allah korkusundan uzaklaştırmaya çalışır. Şuurlu bir mümin şeytanın bu tür telkinlere aldanmaz ve Kuran’ın aşağıdaki ayetlerine kulak verir.
‘... Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.’(3) ‘... Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız.’ (4) ‘... Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi bilendir.’ (5) ‘... Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.’ (6) Yine "Öyle ise siz onlardan değil benden korkun, eğer iman etmişler iseniz."(7) buyurarak, korkuyu emretmiş ve onu imanın şartından kılmıştır. “Ey mü’minler. Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkunuz ve mutlaka müslüman olarak ölünüz.” (8)
Ve en çarpıcı olanı ise “Ey Mü’minler, eğer Allah’tan korkarsanız, size iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek bir basiret verir, günahlarınızı silip sizi affeder, Allah yüce fazilet sahibidir. (9) “Allah’tan korkanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını çok iyi görür.” (10)
Yukarıdaki ve muhtelif ayetler ile Allah korkusunun inananlara neler kazandıracağı hakkında pek çok müjdeler bulunmaktadır.
Peygamber Efendimiz (SAV) "Allah'tan korkandan her şey korkar. Allah'tan başkasından korkanı Allahu Teala her şeyden korkutur." "En akıllınız, Allah'tan en çok korkanınız, emir ve yasaklarına en güzel şekilde riayet edeninizdir." (11)
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Rabbinize tevbe edip nefsinizi (pislikten temizleyin) öldürün." (12) Tevbe, Allah’ın zülcelal’in merhametinin bir sonucudur. Bu bizler için öylesine büyük bir nimettir ki, bunun kıymetini bu dünyada iken bilmemiz ve ona göre davranmamız ve önlem almamız gerekmektedir. Bu büyük nimetin kıymetini bilmeden ahirete göç edersek orada ne anlama geldiğini anladığımızda geç kalmış olarak, hiçbir fayda sağlayamayacağız. Allah-u Zülcelal’ün affetmediği kimseler helak olmaya müstehak olmuş demektir. Bu nedenle Allah-u Zülcelal’e çokça yalvarmalı ve gözyaşları içinde af ve mağfiret dilemeliyiz. Allah’ın azabının ne kadar çetin olduğunu düşünürek korkarak ve pişmanlık içerisinde yalvararak, tevbe etmeliyiz.
Tevbe bizim ümitkar olmamız demektir aynı zamanda. Tevbe etmemek ise Allah korusun Allah’ın (CC) merhametinden ümit kesmek demektir. Tevbenin gerçekleşmesi ancak, istiğfar edilen günahlardan uzak durmak ve kurtulmak ile olur. Tevbe istiğfar edilen konunun gereğini yerine getirmek, değişmek, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadaşı terk etmek ve Allah’a yönelmektir. Her şeyden önce nefis,ve şeytanla mücadeleye devam etmektir. Artık tevbede dil, kalp ve beden bir arada çalışmaya başlar. İstiğfar tek başına yapılabilir, fakat tek başına tevbe yapmak ve o tevbeyi korumak dünyanın en zor işidir. Bunun için Yüce Rabbimiz: “Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (13) uyarısında bulunmuştur.
Bu noktada tevbemizi hakiki anlamda yerine getirebilmek sadıklarla, Allah dostlarıyla mümkündür. Diğer bir ifadeyle kamil bir mürşidin huzurunda yapılan tevbeler makbuldür. Takvaya ulaşmak ve istikameti korumak için sadık kulları ile beraber olmamızın gerektiğini Kuran-ı Kerim’de açıkca belirtilmektedir. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. (14)

Tevbe, ancak ve ancak cemaatle kolay hale gelmektedir. Şüphe yok ki; kamil bir mürşidin imam olduğu topluluğun hedefi Allah’ın rızasını kazanmaktır. Sadıklarla beraber olmak, mürşid elinden tevbe almak; nefs ve şeytana karşı en büyük kazançtır.
Peygamber Efendimiz (SAV) bu vazifemizi şu temsille belirtiyor: “Müminler, iki el gibi devamlı birbirlerini temizlerler.” (15) Diğer hadis-i şeriflerde ise Allah (CC) yolunda birlik ve dirliğin insanı nasıl dirilttiği, yalnız kalanın ise nasıl felakete gittiği şöyle anlatılmıştır:

“Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıp tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki kişiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa, o gerçek bir mümindir.” (16)
“Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet ve desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.” (17) “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.” (18)

Demek ki ümmet için en hayırlı tevbe, Allah’ın Habibi Hz. Peygamber’in (A.S.) huzurunda yapılan, onun da şahitlik yaptığı, ayrıca dua ve istiğfarla desteklediği tevbedir. Bugün de yeryüzünde Allah-u Zülcelal’in şahidi ve halifesi sıfatını taşıyan, Rasulullah’ın (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürşidler de, ümmetle yaptıkları tevbe ve istiğfarda Efendimiz’in ayette anlatılan sıfatını temsil etmektedir.
Kâmil mürşidler, kulların Allah Tealâ’ya yönelişlerine şahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrıca yüce huzurda yalvarmaktadırlar. Onlar nezdinde yapılan tevbeler daha sevimli ve temiz bir amel olarak kabul görmektedir. Böyle bir tevbede tevazu ve acziyet vardır. Kişi kibrini kırarak nefsi hilafına hareket etmiş olur.

“Yarattığımız ümmetten öyle erler de vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler” (19) Ayet-i Kerimede işaret edilen erler; insanı irşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran ve insanı Allah’u Zülcelal’in emir ve nehiyleri doğrultusunda terbiye ederek Allah’a ve Resulüne götürecek olan Mürşidlerdir. Allah’u Zülcelal nasıl ki zahiri ilimlerin öğrenilmesi için yeryüzünden âlimleri eksik etmiyorsa, batıni ilimlerin öğrenilmesi ve insanların manevi olarak kendilerini temizleyip doğru yola çevirecek olan mürşid-i kamilleri merhameti neticesi eksik etmemiştir.
Bazı kimseler: “Muhakkak bir mürşid bulmak şart mıdır?” diyebilirler. İnsan, yüzlerce kitabı ezberlerse ve gece-gündüz ibadetle meşgul olsa bile bir mürşidin terbiyesine girmeden, üzerinde bulunan hasletlerden kurtulamaz. Tedavi yolunu bilmeyen bir hasta, nasıl doktora gitmeye muhtaçsa, nefsine mağlup olan ve bir türlü doğru yolda yürüyemeyen her insanın kendine bir mürşid bulması lazımdır. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “İşte onlar, Allah’ın hidayetine ulaştırdığı kimselerdir; öyleyse sen de onların yoluna uy” (20) “Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar, halbuki onu peygambere ve emre selahiyetli olanlara havale etselerdi onun ne olduğunu bilirlerdi...” (21)
Mürşid; gerçek manada Allah’u Zülcelal’i kullarına, kulları da Allah’u Zülcelal’e sevdirme görevini üstlenmiştir. Çünkü Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki, hiç şüphesiz, Allah’u Zülcelal’in en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır” (22) Mürşid-i Kamiller, dünyada Allah’u Zülcelal’in dininin tebliğ edicileri, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in varisleridirler.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Âlimler, peygamberlerin varisleridir” (23) Madem ki peygamberlerin varisleridirler, öyle ise onlara uymak, onların gösterdiği yoldan gitmek, söyledikleri tavsiyeleri yerine getirmek lazımdır. Dolayısıyla insan, Allah’tan (CC) hakkıyla korkmaya başlar ve ibadetlerinin yetersizliğini görerek, şükründeki eksikliği ve acziyetini farkına varır. İbadetlerine ağırlık verir. Ancak, rehbersiz yolda, nefis ve şeytan insanı çok kolay aldatır. Az olan ibadetini bile dağlar gibi gösterir.
O halde insanın Allah’ın (CC) rızasını arama yolunda, bu zatlardan uzak kalması çok yanlıştır. Bu konuda Allah’u Zülcelal bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Bana yüz tutanın yolunu tut.” (24) Buradan da anlaşılacağı üzere, peygamberlerin varisleri olan mürşidi kamillerin göstermiş olduğu yoldan ayrılmamak lazımdır. Çünkü Ashab-ı Kiramlar da Peygamber Efendimiz (SAV)’e tabi olarak O’nun manevi terbiyesine girerek, göstermiş olduğu yoldan yürümüşlerdir.

Mü’min olan kişi şuurlu bir şekilde düşündüğü zaman, Allah’u Zülcelal’in dostları ile beraber olmanın ve bir mürşid-i kamilin manevi terbiyesi altına girmenin bilhassa günümüz koşullarında ne kadar lüzumlu olduğunu görecektir. Çünkü Allah’tan hakkıyla korkarak, gereğini yerine getirmesi ve kişinin günahların deniz gibi olduğu bu ortamda kendisini muhafaza etmesi çok güçtür. Kendisini muhafaza edebilmesinin çaresi mürşidi kamilin terbiyesine girip, onun vermiş olduğu reçeteyi uygulamakla mümkündür.
Çünkü Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadisi şeriflerinde: “Kişi kendi arkadaşının dini üzerinedir. Öyle ise kişi kiminle arkadaşlık yaptığına baksın” (25) buyurmuştur. Bu nedenle Allah’u Zülcelal’in yolunda sapmadan doğru bir şekilde yürüyebilmek için daima iyi kişilerle birlikte olmalıdır. Diyebiliriz ki; böyle kimselerle beraber olmak hem Allah’u Zülcelal’i, hem Peygamber Efendimiz (SAV)’i hem de Allah dostlarını razı eder. (26)
Özetle ifade edecek olursak; Allah’tan korkmak gerekmektedir. Ve hakkıyla da ancak ve ancak alimler ve Allah dostları Allah-u Zülcelal’den korkarlar. Bizlerin de hakiki Allah dostlarına uyup, onların eliyle tevbe alıp, birlik ve beraberlik içinde, korku ve huşuyla Yaradanımıza yönelmemiz gerekmektedir. Unutmayalım ki, gözyaşımız ve tevbemiz en büyük sermayemiz ve ahiretimizin teminatı olacaktır inşallah. (Amin)

Dipnotlar:
1-Maide/35, 2-Kaf/16, 3-Bakara/196, 4-Bakara/203, 5-Bakara/231, 6-Bakara/233, 7-Al-i İmran/175, 8-Al-i İmran/102, 9- Enfal/29, 10-Al-i İmran/15, 11-Buhari, 12-Bakara/54,
13-Nûr/31, 14-Tevbe/119, 15-Zebidî, İthafu’s-Sâde, 16-Tirmizî, Ahmed, Hakim, 17-Tirmizî, Tabaranî, 18-Nisa/64, 19-A’raf/181, 20-En’am/90, 21-Nisa 83, 22-Beyhaki, Şihabü’l İman, 1/367, 23-Beyhaki; Şihabu’l İman, 2/263, 24-Lokman/15, 25-Ebu Davud, 26-Seyda Muhammed Konyevi (KS)


Yalkın Tuncay

Hiç yorum yok: